Çaykaralı hemşehrimiz Zeynep Yıldırım, yayla yolculuğu sırasında karşılaştığı harabeye dönmüş eski bir evden etkilenerek kaleme aldığı şiiriyle okuyucularını geçmişin izlerinde duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Kar nedeniyle kapanan yayla yolunda yürüyüşü sırasında gördüğü eski evin kendisinde uyandırdığı duyguları dizelere döken Yıldırım, “Harabe Evde Kalan Hatıralar” adlı şiirinde geçmişte yaşanmış hayatları, yarım kalan umutları, aile sıcaklığını ve zamanın acımasız akışını anlatıyor. Yıkık duvarların ve kırılmış pencerelerin ardında saklı yaşanmışlıklara dikkat çeken Yıldırım, şiirinde evlerin yalnızca taş ve tahtadan ibaret olmadığını; sevinçlerin, hüzünlerin ve hatıraların sessiz tanıkları olduğunu vurguluyor.
Şiir, geçmişe duyulan özlemi ve insan ömrünün geçiciliğini etkileyici bir dille ele alırken okuyucularına da kendi hatıralarını yeniden düşünme fırsatı sunuyor. Zeynep Yıldırım’ın duygu yüklü dizeleri, “Bazı evler yıkılır, hatıralar yıkılmaz” mesajıyla geçmişin izlerinin gönüllerde yaşamaya devam ettiğini bir kez daha hatırlatıyor. Aşağıda yolculukla ilgili yazısı ve şiirini siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz…
BİR HARABE EVİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
Bugün bir yayla yolculuğuna çıktık. Ancak kar, yolları kapatmıştı. Gideceğimiz yere ulaşabilmek için yolun bir bölümünü yürüyerek aşmak zorunda kaldık. İşte o yürüyüş sırasında, yolumuzun üzerinde karşıma çıkan yıkık dökük, harabeye dönmüş eski bir ev, beni bir anda alıp bambaşka dünyalara götürdü. Öylece durup baktım o eve… Bir süre gözlerimi ondan alamadım. Sanki yıkılmış duvarlarının arasında saklı bir hayat vardı. Sanki her çürümüş tahtası, her kırılmış penceresi, her eksilmiş kiremidi, anlatılmayı bekleyen bir hikâyenin sessiz tanığıydı. O evin fotoğrafını çekemedim. Burada paylaştığım fotoğraf, gördüğüm evin kendisi değil; yalnızca onu hatırlatması için seçtiğim temsili bir fotoğraf. Ama inanın, zihnimde kalan görüntü, bu fotoğraftan çok daha derin, çok daha dokunaklıydı. Böyle eski, yıkık, harabeye dönmüş evleri her gördüğümde içimde tarifsiz duygular kabarır. Kendimi bir anda geçmişin derinliklerinde bulurum.
Kim bilir, o evin içinde kimler yaşadı? Hangi sofralarda ekmekler bölüşüldü, hangi odalarda çocuk sesleri yankılandı? Kaç bayram sabahı sevinçle karşılandı, kaç akşamüstü yorgun insanlar aynı çatının altında huzur buldu? Belki bir anne, evladını pencerenin önünde bekledi. Belki bir baba, gün boyu çalışıp akşam eve döndüğünde çocuklarının gülüşleriyle bütün yorgunluğunu unuttu. Belki o duvarlar nice sevinçlere, nice ayrılıklara, nice gözyaşlarına şahitlik etti. Belki de bir zamanlar hayatın bütün sıcaklığı o evin içinde saklıydı. Şimdi ise ne bir insan sesi var ne de bacasından tüten bir duman… Zaman, o evin üzerine sessizce çökmüş. İnsanlar gitmiş, hatıralar geride kalmış; geriye yalnızca geçmişin yorgunluğunu taşıyan duvarlar kalmış. İşte beni asıl hüzünlendiren de bu… Yayla yolunda karşılaştığım o harabe ev, bana yine bunları düşündürdü. İçimde biriken duyguları yansıtmak istedim…
HARABA EVDE KALAN HATIRALAR
Yıkık, dökük, duygular nice yaşanmışlıklar,
Her taşı, tahtasında, birikmiş hatıralar,
Belki bir tatlı sohbet, belki büyük bir acı,
Belki bir zehir gibi, belki kalbin ilacı..
Görünce böyle yıkık, dökük hatıraları,
Canlanır gözlerimde, yaşarım o anları,
Belki bir gün beyazdı, şimdi bağlar karayı,
Belki bir zindan idi… Belki gönül sarayı…
Nice yaşanmışlıklar, her tahtana kazındı,
Dünyaya küsmüş gibi, kaderine darıldı,
İçinde yaşananlar, can veriyorken sana,
Seninde kaderine, terkedilmek yazıldı…
Bir nazlı gelin gibi, süslüydün bir zamanlar..
Belki bir ozan gibi, türküyle inilerdin,
Belki bir şair, gibi şiir dizer dörtlüğe,
Belki bir ressam gibi, nakkaş gibi işlerdin..
Odaların çam kokar, biraz sabun karışık
Bazen neşeyle çoşar, bazen biraz karışık.
Çocuk cıvıltıları, şenlerdi köşeleri,
Gölge oyunlarıyla, gaz dolu şişeleri…
Belki bir nazlı gelin, gezerdi odaların,
Belki bir yeni damat, olurdu yaftaların,
Belki mutlu ve mesut geçerdi haftaların,
Belki geçmek bilmezdi, bitmezdi ızdırabın…
Hep böyle yoğun, yoğun, yaşıyorum içimde
Görünce bir harabe, yıkılmışlık içinde,
Bazen, elinde baston, bir dede suretinde,
Bazen, beli bükülmüş ninenin gölgesinde….
Ne hatıraları, taşıyorsun bünyende,
Yıkık, harabe, yazar, şimdi ise künyende,
Seninde vaktin varmış, bu yalancı dünyada,
Geldin bak gidiyorsun, içinde bunca sırla,
09.05.2026
Zeynep YILDIRIM


