Bu yazıda, “Oy Benum Sevduceğum/ Olur Mu Böyle Keder/ Of- Sürmene Yaylası/ 15 Doktora Bedel”, türküsünde adları geçen Of- Sürmene yaylaları üzerinde durulacaktır. Türküde yaylalar yerine kafiyeye uysun d

Date:

Bu yazıda, “Oy Benum Sevduceğum/ Olur Mu Böyle Keder/ Of- Sürmene Yaylası/ 15 Doktora Bedel”, türküsünde adları geçen Of- Sürmene yaylaları üzerinde durulacaktır. Türküde yaylalar yerine kafiyeye uysun diye yayla kelimesi kullanılmıştır. Türkülerde ilk beyit genel bir kanaati, 2. Beyit asıl söylemek isteneni gösterir. 

Türküler ve şiirler asırlardan beri toplumuzda söylenir ve yazılırlar. İnsanlar, eskiden meramlarını çoğunlukla şiirlerle anlatırdı. Mektuplar çoğunlukla bir şiirle bitirilirdi. Osmanlı toplumunda bazı yazışmalar bile şiirlerle veciz bir şekilde yapılırdı. Malumdur ki padişahlar, üst düzey yöneticileri şiirler yazar, hatta divanlar yayınlardı. Türküler ve şiirler genellikle bir özlem ve hasreti ifade eder. Yahya Kemal Beyatlı’nın Üsküp’teki çocukluğu ve onun memleket hasreti belki de onun büyük şair olmasında etkili olmuştur.

COĞRAFYA: NERESİ BU OF- SÜRMENE YAYLALARI 

Yayla, yazın hayvan otlatma ve dinlenme yeri olarak kullanılan, tabiat şartları yüzünden genellikle kışın terkedilen oturulmaya elverişli yer olarak tanımlanır. 

1914’te Trabzon Vilayeti merkez sancağına bağlı 10 kazası (ilçesi) vardır. Bunlar: Merkez Kaza, Ordu, Giresun, Görele, Tirebolu, Vakfıkebir, Akçaabat, Maçka, Sürmene ve Of’tur. Sürmene ve Of, Trabzon’un doğudaki iki ilçesidir. Araklı, 1953’te ilçe olmuştur ve o tarihten önce Sürmene’ye bağlıydı. Kısacası 1914’lerdeki Of, Sürmene yaylaları Araklı ilçesini de kapsamaktadır. Bazı türkülerde Of/Sürmene/Araklı adları birlikte anılır. 1940’lardan sonra Sürmene’ye bağlı Köprübaşı ilçe olmuş. Ayrıca Of’un iç kesimlerinde bulunan Hayrat, Dernekpazarı ve Çaykara ilçe haline getirilmiştir. Dolayısıyla Of- Sürmene Yaylaları bugünkü 7 ilçe merkezi olan Of, Hayrat, Çaykara, Dernekpazarı, Sürmene, Köprübaşı ve Araklı ilçelerindeki yaylaları kapsamaktadır. 

Yaylalar, derelerle bölünmüş vadi sırtlarında ve yükseklerde yer alır. Şekil 1’de görüldüğü gibi Trabzon’un doğu kesiminde doğudan batıya doğru şu dereler bulunur: 1. İyidere Deresi, 2. Baltacı Deresi, 3. Solaklı Deresi, 4. Manahoz Deresi, Küçükdere ve Karadere.

Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-11.png

                                                                             Şekil 1. Trabzon İli Turistik Yaylalar Haritası 

Söz konusu yaylalar, Şekil 2’de Trabzon’un bitki örtüsünü gösteren haritada turuncu rengi ile belirtilen “Mera” alanlarında kurulmuşlardır. Bu alanlarda yaylalar bir veya birkaç köy adına kayıtlıdır ve her yaylanın sınırı belirlidir. Yayla evleri genellikle iki katlı ve bahçelidirler. Yöredeki bu yaylalar, Orman sınırının başladığı 1800 metrenin üstünde yer alırlar. 

                                                                                   Şekil 2. Trabzon’un Bitki Örtüsü Haritası 

Trabzon’un 13 ilçesinde bulunan toplam 325 yayla sayısı Tablo 1’de gösterilmiştir. İlçeler zamanla bölündüğü için yayların çoğu, iç kesimdeki ilçe sınırları içinde kalmıştır. Fakat sahildeki ilçe köylerinin de iç kesimdeki meralarda yaylaları mevcuttur. Konumuz olan Of- Sürmene yayla sayıları Hayrat 5, Köprübaşı 22, Araklı 45, Çaykara 40, Sürmene 9 olmak üzere toplam 121 tanedir. 

Tablo 1. Trabzon İlinde Bulunan Yaylaların İlçelere Göre Dağılımı

İlçe

İlçe Sayısı

Yayla Sayısı

Toplam Yayla Sayısı

Çarşıbaşı

3

Hayrat

5

Köprübaşı

22

Maçka

120

Araklı

45

Şalpazarı

13

3

325

Akçaabat

15

Vakfıkebir

16

Ortahisar

1

Çaykara

40

Düzköy

13

Tonya

33

Sürmene

9

Hayrat ve çevresindeki başlıca yaylalar şunlardır: Mesoraş Yaylası, Çunis (Çakıroğlu) Yaylası, Kadınlar Yaylası, Hanlut (Dağönü) Yaylası, Armutluk, Kırantaş, Akarsu, Ayraksa, Livayda, Kurugöl, Furnoba, Kasapoğlu, Camiboğazı, Ortaoba ve Deveboynu Yaylaları. Çakıroğlu Yaylası /Çunis/ Şekil 3’de görülmektedir.

          Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-13.png

   Şekil 3. Çakıroğlu Yaylası/Çunis/Hayrat 

Köprübaşı ve çevresinde başlıca yaylalar şunlardır: Barma Yaylası, Cerrah Yaylası, Holo Yaylası, İftergaz Yaylası, Kahvedüzü Yaylası, Kangel Yaylası, Köprübaşı Yaylası, Köşk 

Yaylası, Kurtlusu Yaylası, Lişit yaylası, Madur Dağı, Manahoz Deresi, Taşlı Yaylası, Vizara Yaylası, Yangın Yaylası. Taşlı Yaylasından bir resim Şekil 4’te verilmiştir.

     Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-14.png

         Şekil 4. Taşlı Yaylası/Köprübaşı 

Araklı ve çevresindeki başlıca yaylalar şunlardır: Ağaçbaşı Yaylası, Yılantaş Yaylası, Pazarcık Yaylası, Yeşilyurt (Büyük Yayla), Arabın Yurdu Yaylası, Çukur Yayla, Ayven Yaylası, Taşbaşı Yaylası. Yılantaş Yaylasından bir resim Şekil 5’te verilmiştir.

    Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-15.png

          Şekil 5. Yılantaş Yaylası/Araklı 

Başlıca Çaykara yaylaları şunlardır: Uzungöl, Sultan Murat Yaylası, Demirkapı Yaylası, Şekersu Yaylası, Karaçam Yaylası, Limni Gölü, Çahmut (Taşören) Yaylası (Şekil 6), Yente Yaylası, Mavren Yaylası, Çatma Yaylası, Akdoğan Yaylası, Arpaözü Yaylası, Mağlakampoz Yaylası.

  Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-16.png

                    Şekil 6. Çahmut (Taşören) Yaylası/Çaykara 

Önemli Sürmene yaylaları şunlardır: Barma Yaylası, Soğuksu Yaylası, Görnek Yaylası, Gorgor Yaylası, Yazıoba Yaylası, Pokut Yaylası. Pokut Yaylasından bir resim Şekil 7’ de gösterilmiştir.

Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-17.png

                                                 Şekil 7. Pokut Yaylası/Sürmene

İKLİM: HAVA, SU, TOPRAK, GÜNEŞ 

Yaylalar, kışın soğuk olduğundan ve kar örtüsü altında kaldığından insan ve diğer pek çok canlı türünün yaşamadığı yerlerdir. Bunun için yaz gelince yaylaların havası, suyu ve toprağı tertemizdir. Ayrıca bu alanlar deniz seviyesinden yüksekte olduğu için yazın sıcaklıklar sahillere göre daha az yükselir ve dolayısıyla canlılar için rahatsız edici olmaz. Denizden yükseldikçe sıcaklıkların düşmesi bir örnek olarak Şekil 8’de gösterilmiştir. Denizden her 100 metre yükseldikçe hava sıcaklığı ortalama 0,65 santigrat derecesi düşer. Ayrıca hava basıncı da azalır. Havadaki nem ise, bulut seviyesinden sonra yükseldikçe düşmeye başlar.

       Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-18.png

        Şekil 8. Sıcaklığın Denizden Yüksekliğe Göre Değişimi 

YAYLALARDA HAYAT STANDARDI 

Genel sağlık ve hayat kalitesi için en ideal yükseklik deniz seviyesinden 1500-2000 metreye kadar olan yüksekliklerdir. Bu aralık, temiz hava, düşük hava kirliliği ve kalp-damar sağlığı üzerinde olumlu etkiler sağlarken, 2500 metre üzerindeki düşük oksijenin sebep olduğu kronik rahatsızlıklardan kaçınmayı mümkün kılar. 

Yüksek yerlerin sağlık açısından üstünlükleri şöyle sıralanabilir: 

1. Daha Düşük Sıcaklık: Yükseklere çıkıldıkça sıcaklık azalır; bu durum özellikle kalp hastaları ve yaşlılar için aşırı sıcakların yarattığı tansiyon ve yorgunluk riskini düşürür. 

2. Düşük Nem Oranı: Nemli havalarda vücut terleyerek soğuyamaz. Yüksek yerlerde nem oranı genellikle daha düşüktür, bu da terin buharlaşmasını ve vücudun daha rahat serinlemesini sağlar. 

3. Temiz ve Havadar Ortam: Deniz seviyesindeki boğucu, basık hava yerine daha serin ve temiz esintiler bulunur. 

4. Uyku Kalitesi: Serin ortam, aşırı sıcakların sebep olduğu uyku sıkıntılarını azaltır. 

Özetle, aşırı sıcakların yarattığı sıcak çarpması, sıvı kaybı ve tansiyon dengesizlikleri gibi sağlık problemlerinden korunmak için yazın yüksek yerler daha güvenli ve sağlıklı bir seçenektir. 

Güneş ultraviyole (UV) ışınları, deniz seviyesinden her 1000 metre yükseklikte yaklaşık %10-%15 oranında artış gösterir. Atmosferin daha ince, temiz ve kuru olması, ışınların daha az emilmesine ve yeryüzüne daha güçlü ulaşmasına sebep olur. Dağlık alanlar, düzlüklere göre daha yüksek UV radyasyonuna maruz kalır. 

Güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınları, D vitamini sentezi ve bağışıklık sistemini destekleme gibi olumlu etkilerinin yanı sıra, aşırı eki altında kalma durumunda cilt hücrelerinin DNA’sına zarar vererek cilt kanseri, erken yaşlanma (kırışıklık, lekeler), bağışıklık sisteminin baskılanması ve göz hasarları (katarakt, sarı nokta) gibi ciddi sağlık problemlerine yol açar 

Yaylalarda hava sahillerdekinden daha serindir. Yaşlılar ve çocuklar denizden daha çok etkilenir. Ayrıca yüksek sıcaklık, ölümlerin artışına, üretkenliğin azalışına ve alt yapılara zarar verir. Deniz seviyesinden yüksek yerlerde yaşayanlarda deniz seviyesinde yaşayan canlılara göre daha az kanser ve kalp hastalıkları görülür. Fakat 2500 metreden sonraki yüksek yerlerde oksijen basıncı düşük olduğundan bazen baş ağrısı, üşüme, iştahta azalma ve yorgunluk hissi olur. 

TÜRKÜNÜN TOPLUMDAKİ ETKİSİNE BİR ÖRNEK 

Rivayet edilir ki aslen Erzurumlu, fakat İstanbul’da yaşayan Polat soyadlı bir iş adamı, 2000’li yıllarda kanser hastalığına yakalanır. Tedavi için ABD’ye gidip gelmektedir. Bir gün “Of/Sürmene Yaylası 15 Doktora Bedel” türküsünü duyar ve dinler. Bunu araştırır ve bu yaylalara gidip orada 1 ay yaşamak ister. İstanbul’daki muhitine ve ailesine ABD’ye gidiyorum der ve nereye gittiğini kimseye söylemez. Sürmene yaylalarından birinde hayvan sürüsü olan bir hayla evine gider. Yayla sahibine onun yanında bir ay kalmak istediğini söyler. Sürü sahibi tanımadığı bu kişiyi başlangıçta kabul etmez. Fakat sürü sahibinin İstanbul’daki oğlu ile telefon görüşmesine Polat, kulak misafiri olunca, oğlunun çobanlık yapmak istemediği için İstanbul’a kaçtığını ve iş aradığını öğrenir. Polat, yayla sahibinin elinden telefonu alır ve sürü sahibinin oğluna kendi işyeri adresin vererek, “Yarın o adrese git ve işe başla” der. Bu konuşmadan sonra sürü sahibi, kim olduğunu bilmediği misafirinin kendi yanında kalmasına razı olur. Yaylada otlaklarda yapay gübre yoktur. Hayvanlar kekik otu gibi taze otlarla beslenmektedir. Misafir, hayvanların sütüyle ve etiyle yapılan yemeklerle beslenir. Serin ve temiz hava şartlarında, çimenler üzerinde yalınayak yürüyüşler yapar. Bir ay sonra ABD’deki doktoruna gider. Doktoru vücudunun içindeki yaranın röntgenini çeker ve “Sen ne yaptın! Yaran çok küçülmüş” der. Böylece yaylaların sahillerden daha sağlıklı olduğu kanaati pekişmiş olur. Konu ile ilgili yörede yaşanmış benzer hikâyeler çoktur. 

1947-1963 yılları arasında, 16 yıl, her yaz 4 ay (Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül), bütün ev halkımızın Ana dediği, Babaannem Gülbeden’le birlikte Çaykara, Demirkapı Köyü, Büyükyayla’da geçirdim. Büyükyayla Trabzon’un güneydoğu kısmında, Rize (Anzer Yaylası) ve Bayburt sınırındadır. Trabzon İlinin en yüksek dağının Demirkapı (Haldizen) Tepesi 3370 metre yüksekliği ile bu yayla sınırları içindedir. Demirkapı mahallesinin içinde kaldığı Multat Deresi-Haldizen Deresi kavşağının yukarısında toplam havza alanı 98,2 kilometre karedir. Bu havza içinde iki küçük köy (Arpaözü ve Demirkapı) ile 3 yayla (İpsil Yaylası, Küçük Yayla ve Büyük Yayla) bulunur. Kışın bu havza içinde sadece birkaç aile yaşamaktadır. Çaykara ilçesinin toplam yüzölçümü ise 574 kilometre karededir. İlçeye bağlı 32 köy (mahalle) ve 40 yayla bulunmaktadır. Çaykara ilçesi toplam yüzölçümüne bakılınca Arpaözü ve Demirkapı arazilerinin ne kadar geniş otlaklara sahip olduğu görülür. Bugün bu alan hemen hemen hiç değerlendirilmemektedir. Demirkapı mahallesinde bulunan 7 gölden bir tanesi olan Aygır Gölü, Şekil 9’da görülmektedir. 

                     Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-19.png

                                                                       Şekil 9. Aygır Gölü/Demirkapı/Çaykara

Yaylalarda günlük yapılacak işler sadece çocuklara ve hayvanlara bakmak gibi hafif işler olduğundan çoğunlukla yaylalarda büyükanne ve büyükbabalar ile onların torunları olan çocuklar kalırdı. 

Denizden 2400 metre yüksekteki Demirkapı Yaylasında geçirdiğim günlerimi özledim. O zamanki evimizin aile fertlerini özledim. Komşu obaların ninelerini (halalar), dedelerini (amcalar) özlüyorum. Komşuların akranlarım olan çocuklarını ve onlarla çimenlerde oynadığımız ara kesme oyunu, üç kuyu oyunu ve çelik-çomak oyununu özledim. Kuzu sürülerinin, koyun ve sığır sürülerinin akşamüzeri yaylaya dönüşünü, kendi sürülerinden ayrılmayan çoban köpeklerini, dinlenmek için birkaç hafta meraya salınan at sürülerinin yayla  içinden dörtnala geçişlerini özledim. Sütlü ürünlerden hazırlanan yemekleri, özellikle mısır unu ve kaymakla hazırlanan kuymağı, taze yayık ayranını, arpalı ayran çorbasını, tandır çöreğini, soğuk sularda yaşayan alabalığını, yaban soğanı, yaban çileği, yaban mersini ve her yaz yağmurundan sonra yerden birden biten taze mantarları özledim. Haziran aylarında yağan dolu ve kar yağışlarını seyretmeyi özledim. Gürül gürül akan derelerin sesini özledim. Mor ve beyaz orman güllerinin görüntüsünü, sarı orman gülleri, altın çiçeğinin görüntü ve kokularını özledim. Kayalıklar arasında açan laleleri özledim. Çimenlerini, çayırlarını, 7 deresini, Yedi Göllerini ve yüksek dağlarını da göresim geldi.

GEÇMİŞTE YAYLALARIN DURUMU 

1970’lerden önce yöredeki bütün yaylalardaki evler yazın şenlenirdi. Köylerin hiçbirine henüz araba yolu ulaşmamıştı. Köylere bile elektrik ve telefon bağlanmamıştı. Fakat bütün köylere 1940-1965 arasında ilkokul açılmıştı. İlçe merkezlerine, köylerden ve yaylalardan ancak yaya ulaşılırdı. Yaylaların hiçbirine araba yolu ulaşmamıştı. Bazı yaylaların bağlı oldukları köylere 8-10 saat yürüyerek ulaşılabilirdi. Yaylaya taşınacak erzaklar ve diğer yükler insan veya hayvan sırında taşınırdı. Yayla ile köy arasında bazı aile fertleri sık sık gidip gelmek zorundaydı. Aileler genellikle kalabalık fertlerden meydana geldiği için hem köy evini hem de yayla evini aynı aylarda açık tutmak zor olmazdı. Çoğunlukla babaanneler ve onun torunları yaz boyunca yaylada bulunurdu. Yayla yapma imkânı olan aileler, daha sağlıklı bir çevre olduğu için çocuklarının yaz aylarını yaylada geçirmesini tercih ederdi. Fakat yayla evleri malzeme taşıma zorluğundan dolayı çok iyi durumda yapılamazdı. Özetle 1970’den önce yaylalar büyük bir mahrumiyet içindeydi. Buna rağmen bunlar çok hareketli ve canlıydı.

BÜGÜNKÜ YAYLALARIN DURUMU 

1970’den sonra başlayan ve 1980’den sonra hızlanan köylerden şehirlere göç, köylerin yanında yaylaların da boşalmasına sebep olmuştur. 2010’dan sonra köylere ve yaylalara dönüş başlamıştır. Bugün (2026) itibarıyla yöredeki köylerin ve yaylaların hepsine elektrik ve yol bağlantıları, çoğu vatandaşlar tarafından vaktinde yaptırılıp sağlanmıştır. Yaylalar artık sadece hayvanların merada beslenmesi için çıkılan yerler değil, aynı zamanda, insanların yazlık evlerinin olduğu yerlerdir. Ev musluklarından suları akan daha kaliteli evler yapılmaya başlamıştır. Artık yaylalar, yazlık mahaller halene dönüşmektedir. Bunun için fertler ve bütün 

kamu kurumları yaylaları birer yazlık mahallesi olarak görmeli, ona göre oralara hizmet götürmelidir. Yaylaların imar durumu bu duruma göre bir kanunla düzenlenmelidir. 

Yaylaların ulaşım durumu, Şekil 10’da sarı renkte gösterildiği gibi, vadi tabalarındaki araba yollarına paralel olarak, vadi sırtlarında karayolu bağlantıları yapılmıştır. Fakat bu yolların bir kısmında kaplama gibi kaliteli alt yapılar geliştirilmemiştir. Özellikle, şekilde gösterilen Hayrat yaylaları güzergâhı, Kurt Dağı yaylalar güzergâhı, Uzungöl yaylaları güzergâhı, Sultanmurat yaylaları güzergâhı, Köprübaşı yaylalar güzergâhı ve Araklı yaylaları güzergâhı geliştirilmeye ve vadilerdeki trafik yoğunluklarını azaltmaya alternatif yollar olarak düşünülmelidir. Bu güzergâhların kalite standardı arttırılırken Rize ve Bayburt yaylaları ile bağlantıları da ulaşım ve lojistik bakımından geliştirilmelidir.

  Açıklama: C:UsersKemalÇumanDesktopHABER-110.png

                             Şekil 10. Yörede Geliştirilmesi Gereken Yayla Yolları

Ayrıca yaylalarda, bisiklet yolları, gençler için spor sahaları yapılabilir. Dağ yürüyüşleri, dağ tırmanışları, at binişleri düzenlenebilir. 1. Dünya harbinde ordumuzun ve milislerin mücadele ettiği ve şehit düştüğü yerler ziyaret edilebilir. Bunlar arasında Çayıroba, Kanlı Yataklar’daki siperler, 4 defa el değiştiren Demirkapı dağlarındaki mermi kovanlarının düştüğü yerler, Sultan Murat Şehitliği, Eğridere’de çatışmalarda şehit düşen Bayburtlu milisin şehit mezarı ve Madur Dağındaki şehitler tepesi sayılabilir. Manevi makamlar olarak Çayıroba Türbe ve Camii ve Demirkapı sınırları içinde olan Kırklar Camii ziyaret edilebilir. 

Yöredeki ve bütün Türkiye’deki yaylalar doğal varlıklarımızdır. Bunlar bir bakıma sahipsizdir. Bu doğal varlıkları değerlendirmemiz lazım. İlgili oldukları köyler de yaylalarda fazla bir şey yapamamaktadır. Devletin yaylalara sahip çıkması lazım. Yaylara bir mahalle 

statüsü verip onların çeşitli altyapı ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Yaylaların altyapıları geliştirilirse yaylalarımız ve dağlarımız İsviçre’nin Alp Dağlarını aratmaz. 

Yazıyı bir şiirle bitireyim.

GELDİ YAYLA ZAMANI 

Necati Ağıralioğlu, 15 Nisan 2026. 

Dağların karı gitti, geldi yayla zamanı, 

Hep obalar şenlensin, tütsün baca dumanı, 

Her yıl giderim diye iç geçirip dururum, 

Varmasam da oraya hiç yitirmem gümanı. 

Sahiller ısınırken yükseldi hava nemin, 

Baharın habercisi, yaylada yeşil zemin 

Yalnız vücudu değil ruhları da yücelten 

Serin dağlara doğru, arttı yayla özlemim, 

Tertemiz hava, toprak; suyunu içmek için, 

Bulutların üstünden güneşi görmek için 

Kafkaslardan gün doğup denizden gün batarken 

Denizi yükseklerden her gün seyretmek için. 

Baskıları Moğol’un ulaştı Türkistan’a, 

Obalar yola düşüp varıyorlar İran’a 

Kollar kuzeye dönüp göçer Azerbaycan’a, 

Bir Kayı boyu konar Ahlat adlı mekana. 

Osman atam, Domaniç Yaylasında büyüdü, 

Toplayıp obaları ovalara yürüdü, 

Kışlağında Söğüt’ün kurduğu örnek devlet, 

Oldu ulu bir çınar, üç kıtayı bürüdü.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Share post:

Subscribe

spot_imgspot_img

Popular

More like this
Related